"Önce Amerika" sloganıyla Afganistan, Irak, Suriye, İran, Filistin, Türkiye, Libya, Somali, Lübnan ve daha birçok ülkede direk ve dolaylı bir biçimde müdaheleci yapısına aşina olduğumuz sorunlu, umarsız, halkları hiçe sayan, ülkelerin doğal zenginliklerini ele geçirmek için tehdit, şantaj, askeri müdahale dahil her yolu mübah gören Tramp'ın zaten sorunlu olan kişiliği ve siyaset yapma biçimi ikinci defa başkanlık koltuğuna oturduğu günden beri, özellikle Epstein dosyasının açılma tehdidinden sonra iyice zıvanadan çıkmış durumda. Ne hukuk tanıyor ne de uluslararası nezaket kurallarını... Azgın, sapkın, çılgın bir lider portresi çizen Tramp, tuğyan içinde tam gaz ileri bir seyir izliyor. Narsist, kendisinden başkasını pek düşünmeyen, sözü aklından geldiği gibi söyleyen, daveti üzere ülkesine gelen liderleri aşağılayıp azarlayan, onlara hakaret edip ezikleyen yapısıyla daha çok bir kovboyu anımsatan Tramp, orman kanunlarını egemen kılmayı kafasına koymuş, psikopat lider pozisyonunda ali kıran baş kesen edasına bürünmüş bir hal arz ediyor.
Burada şeytanın da arada sırada doğru yapacağı işler kabilinden sayıp fazla anlam yüklemememiz gereken bir hususun altını çizmek istiyorum. Zira öngörülmez yapısıyla Tramp, takındığı politik tutumu ve iş yapma biçimiyle büyük bir gizi deşifre ediyor. Bence bu durum, Tramp'ın dünya halkları için yaptığı en doğru ve tek davranış olması bakımından kayda değer ve altı çizilmesi gereken bir iştir. Tramp, yüzyılı aşkın bir süredir kendisine dünya jandarmalığı payesini uygun gören, halklara şirin görünüp istediğini sorunsuz almak için insan hakları, demokrasi, özgürlük gibi bir takım ambalajlanmış sahte değerler (!) manzumesinin ardına sığınınan ABD'nin gerçek kimliğini deşifre etmiştir.
Amerika'nın gerçek yüzüyle sahneye çıkmasını sağlayan lider olarak anılmayı hak eden Tramp, emlak baronu hüviyeti ve kana doymayan tabiatıyla dünyayı parselleyip hepsi benim edasında ortalıkta dolanırken haydutlara yaraşır bir şekilde daha önce Irak, Afganistan, Libya, Suriye ve İran'da yaptığının bir benzerini Venezuela'da sahneleme cüretini de gösterdi. Bu durumun Venezuela ile sınırlı kalmayacağını açık ve net, sarih bir şekilde dile getiren Tramp, uzun zamandan beridir ablukaya aldığı Venezuela'yı hava saldırıları ile hırpaladıktan sonra bir gece baskını ile Venezuela'nın seçilmiş başkanını ve eşini alıp Amerika'ya götürerek hem rakibini alt etmiş hem de kendisini dinlemeyecek liderleri nasıl bir son beklediğini göstermiş oluyor.
Dilediği zaman dilediğini yapmakta beis görmeyen Tramp ve yönetimi, bu tarz korsan siyaset tarzlarıyla dünyanın başına musallat olmuş durumda; ya bana teslim olacaksınız, bütün gelirlerinizi bana vererek benim istediğim ölçüde emniyette olacaksınız ya da sizi pişman ederim edasında hareket ediyor.
Çağdaş Red Kit olma heveslisi kovboy Tramp, 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren bir genelge yayınladı. Yemeyi hedeflediği ülkeleri izole etmek ve işgal için bahane oluşturmak adına bu genelgeyle Venezuela'nın da aralarında bulunduğu 39 ülkeyi terör kaynağı ilan etti. Sömürüp tüm değerlerini iç ettikleri ve gelişmemiş, sağımlanacak, 3. Dünya diye isimlendirdikleri 39 Ortadoğu, Afrika ve Latin Amerika ülke insanının teröre kaynaklık eden ülke vatandaşı suçlamasıyla Amerika'ya girmesine yasak getirdi. Böylesi vahim bir karara gerekçe olarak da "Amerika’yı terörden korumak!" maskesini uygun gördü. İroniye bakar mısınız? Dünyanın en büyük terör şebekesi ve terör fonlaycısı, terör örgütlerinin en güçlü hamisi olan Amerika, terörden korunmak için 39 ülke vatandaşını tetörist ilan edip ülkesine giriş yasağı getiriyor! Güler misin ağlar mısın?
Vakit kaybetmeden yola koyulan Tramp ve yönetiminin 3 Ocak'ta başlattığı talan ve çökme operasyonunun ilk ayağını Venezuela oluşturdu. Sessiz ve derin bir uykudaymışçasına olanları seyreden dünya, sıranın kime geleceğini konuşurken sözüm ona narko-terör karşıtı bir operasyonla Venezuela başkanı Maduro'yu onursuzca derdest etti.
Şimdi sormak istiyorum: Gücünden mütevellit azgın ve sapkın tutum takınıp bağımsız ve egemen bir ülkeye girip, o ülkenin seçilmiş liderini alıp o ülkeye çöktüğünü ilan etmek mi terör yoksa uygulanan ağır ambargolar altında yaşam mücadelesi için çırpınan insanların yaşam savaşları mı?
İran'da patlak veren sokak eylemlerinin ardından İran ordusunun müdahalesi ile sokakta hedeflediğini alamayacağını düşünmüş olacak ki ya da bu eylemleri İran'a müdahale etmek için kendine meşru dayanak kılmayı düşünmüş olacak ki 3 Ocak'ta saldırdığı Venezuela'da 100 kişiyi öldüren Amerika, İran'da sokak terörü estiren eylemcilerden öldürülen 55 kişinin canının derdine düşmüş pozisyonunda arzı endam etti. Ordu sokak eylemcilerine müdahale ederse İran'a müdahale ederiz açıklamasında bulundu. İran ordusu ne yapacakmış? İsyancılara, ülkeyi sömürgecilerin yutacağı lokmaya dönüştürmeye azmetmiş, sırtını dünyanın kanını emen ABD ve AB'ye dayayan gafil bir kitleye gül mü verecekmiş! Hayret doğrusu, Afganistan, Irak, Suriye ve daha bir çok ülkede çıkarlarım tehlikede diyerek hiçbir hakkı olmadığı halde on binlerce insanı öldürmekte beis görmeyen ABD, İran'daki halkı düşünüyor. İran ordusunu terörist, sokağa çıkmış üç beş bin kişilik sözün en hafif deyimiyle gafili özgürlük savaşçısı olarak lanse ediyor!
Şöyle iki adım geriye gidip ufak bir zihin turu yapalım ve kim terörist kim terör estiriyor görelim. 7 Ekim 2023 Aksa Tufanıyla başlayıp üç yıl boyunca Gazze ve Batı Şeria'da sivil-savaşçı ayırdına gitmeden, çocuk, kadın, yaşlı, hasta gözetmeden, kundaktaki bebekleri dahi terörist ilan edip taş üstünde taş bırakmamacasına yüzbinleri katleden, bu arada Suriye, Yemen, Lübnan, İran, Katar'a saldırıp bomba yağdıran İsrail'i durdurmak için uğraşmayan Tramp ve yönetiminin yaptıklarını ve politikalarını tüm dünya gördü. Soykırıma sessiz kalması bir yana Tramp'ın tüm gücüyle İsrail'i desteklediği de ayan beyan ortadayken barış güvercini edasında alayı vala ile Gazze'de ateşkes ilan ettiğini duyurdu. Ateşkesi planlayan Tramp'ın, arabulucu ülkeler olan Katar, Mısır ve Türkiye delegasyonlarını da kandırdığı ve ateşkesin dünya kamuoyundaki eylemliliği bitirmeye matuf olduğunu kısa süresde tüm dünya gördü. Zira imzaya açılan ateşkes İsrail için geçerli olmayan bir ateşkesti. İsrail, ara vermeden, hiçbir engele ve yaptırıma maruz kalmadan katliamlarını sürdürdü. HAMAS, işgale, katliama, soykırıma ve haksız tutumlara rağmen ateşi kesti ama İsrail aynı hızla olmasa da katliamlarına devam etti. Tramp ve yönetimi mimarları oldukları ateşkes anlaşmasını gözetip en azından dünyanın gözlerinin önünde, canlı yayında İsrail'in devam ettiği soykırıma yeter, dur, yapma diyemedi. Üstüne bir de utanmaz ve arsız bir tutum sergileyip ateşkese rağmen İsrail'e destek sunmaya devam etti. İsrail ne yaparsa hakkıdır edasında tavır takınan; üç yıldır yok edilen, açlık ve susuzluğun girdabında perişan edilen Gazze için HAMAS ateşkesi bozarsa onlara kıyameti yaşatırım diyerek insanlıktan, adamlıktan, onurdan nasipsiz bir seyir izledi. Şimdi sorarım size Tramp ve yönetiminin yaptığı şayet terör değilse nedir?
Gazze'yi boşaltıp tatil merkezi yapacağım, Golan'ı İsrail'e verdim, Ukrayna, karşılığında barış imzalanmak şartıyla Rusya'nın işgal ettiği topraklarını unutsun, Panama kanalı, Kanada, Venezuela Amerika'ya ait vb. birçok hak ve hukuk ihlalini diline pelesenk edip, kovboy kesilip modern Red Kitliğe soyunan Tramp ve yönetiminin yaptıklarının literatürde karşılığı nedir, bilen yoksa yazayım: Terör!
Dünyayı bir değerler manzumesi veya ittifaklar zinciri olarak görmeyen Tramp, normalleri anormale tebdil edip hak ihlallerini rutinleştirip hedefe giden yolda her haltı mübah gören hınzır ve hin tüccar rolüne bürünmüş durumda. Dünyayı büyük bir gayrimenkul portföyü olarak görüp kendisini de bu portföyün asıl sahibi gören bu aç gözlü emlak baronu, hiçbir kural ve kaide tanımadan harami gibi davranmayı rutini kılmış durumda. Böyle bir bakış açısının egemen olduğu bir atmosferde kimse güvende olmaz. Her an her şey yaşanabilir.