Görünmez Putların Gölgesinde Müslüman Kimliği

Yaşadığımız çağ; sapla şekerin harmanlandığı, doğruyla yanlışın anlamını yitirdiği, iyi ile kötünün, güzel ile çirkinin ayırt edilemediği, hakikatin sanal alemde buharlaştığı şaşalı, parlak, renk cümbüşünde kaybolmuş algı ile olgunun flulaşıp birbirinin yerine ikame edildiği bir çağdır. 

Hız ve hazzın egemen olduğu, iletişimin zirvelerde seyrettiği, sömürgeciliğin ve modernizmin baskın olduğu öyle bir çağda yaşıyoruz ki örtü (çarşaf, peçe, türban) gericilik olarak kodlanırken çıplaklık, açıklık, saçıklık ilericilik olarak lanse ediliyor. Modernizmin dayattığı çıplaklık kültürü öyle baskın bir hal almış ki örtüye dahi örtüyü aratacak bir hal arz eder olmuş. Yaşadığımız bu dijital çağda edep, haya, namus kavramları irrite olarak lanse edilirken her tür edepsizlik janjanlı ambalajlarla matah bir şeymişçesine sunuluyor. Evlilik, modası geçmiş, lüzumsuz bir iş olarak ilan edilip evlilik dışı ilişki, livata, lezbiyenlik vb. sapkın ilişkiler özgürlük adı altında teşvik ediliyor! İşin garibi müslümanlar arasında da bu sapkın lakırdıların müşteri buluyor olması! Oysa "Şeytan sizi fakirlikle korkutur; sizi her türlü hayasızlığı ve ahlâksızlığı yapmaya teşvik eder. Allah ise size bağışlamayı ve bol nimet vermeyi va‘deder. Allah, lutfu pek geniş olan, her şeyi hakkıyla bilendir." (Bakara, 268) buyurmaktadır yüce Allah!

İnsanın kendisine yabancılaştığı, kimliğini ve varlık sebebini unuttuğu, derin bir çukurda anlamsızlık deryasında kendini tüketirken hiçleştiği bu çağda inanan inanmayan kahir ekseriyette insan, büyük bir savrulma yaşıyor. Bu savrulma din, mezhep, meşrep fark etmeksizin dünyanın doğusu, batısı, kuzeyi, güneyi insanın hayat sürdüğü her coğrafyada değer yargılarını alt üst edercesine yaşanıyor. İnsanoğlu gerekli önlemi almak için harekete geçmezse bu savrulma neslinin sonu olmaya adaydır. 

İnsanlığın hapsolduğu bu derin krizin nedenlerine baktığımızda uçsuz bucaksız bir kainatta zerre misali atmosferde (dünyada) tüm bu kainatı anlamlandıracak gücü elinde bulunduran, akıl ve iradeye sahip insanın, ciddi boyutta bir hiçliğe mahkumiyetini görürüz. Miladi 610 yılında insanlığın rotasına yön verecek son nebinin vazettiği öğretiler, kıyamet gününe kadar zaman ve zemin fark etmeksizin tüm çağları abad edecek, inşa ve ihya edecek güce sahip olmasına rağmen modern çağı yaşayan Müslümanlar sanki bu güçten yoksun yaşıyorlar. Zira dünyayı kasıp kavuran derin kriz, maalesef son ilahi nefhanın müntesiplerini de etkileyip tarumar etmiş durumda. 

"Herkes Yapıyor" Putu ve Kültürel Teslimiyet

Pagan kültürün egemen olduğu çağımız dünyasında birçok coğrafyada minarelerde, hoparlörlerde günde beş defa Allah'ın tek büyük olduğu, Allah'tan başka ilahın olmadığı haykırılırken Müslüman çoğunluk, yoz bir seyir izliyor. Müslüman aileler hassaten gençlik, pagan kültürün hegemonyasında putperest bir algıya teslim olmuş durumda. Bu putların başında "herkes yapıyor putu" geliyor. Batı kültür havzasında pişen, yer yer Hristiyan ritüelleri barındıran, pagan kültür kodlarıyla harmanlanmış, cahiliyet gelenek ve görenekleri diye kodlayabileceğimiz bir kısım etkinlikler normal bir seyir içinde deruhte ediliyor. Namaz kılıp, oruç tuttuğu yani İslami hassasiyet sahibi olduğu halde dindar insanlar tarafından icra edilen İslami geleneğin dışında, kökeni itibarıyla seküler ve pagan kodlar taşıyan doğum günü kutlamaları, yılbaşı eğlenceleri, düğünlerde gelin damadın başını çektiği dans gösterileri, anne karnındaki çocuğun cinsiyet belirleme partileri vb. kültürel emperyalizmin dikte ettiği etkinlikler bu kamsamda değerlendirilebilir. İslam'ın hoş görmediği bu tarz etkinlikler "herkes yapıyor biz de yapalım ne olacak canım" denilerek kanıksanmış durumda. Müslümanlar olarak bu savrulmanın neresinde oolduğumuzu düşünüp kendimize çekidüzen vermemiz gerekmez mi?

Moda Putu ve Kimliksizleşen Bedenler

Dindar aile zeminini kimliksiz, yoz, cahiliye tortularına açık hale getiren "Moda putunu" bu bağlamda es geçemeyiz. Toplumun çürümesine en büyük katkıyı sunan puttur moda putu. Normal şartlarda, aklı selimle düşünüldüğünde giyilmeyecek elbise, aksesuar, ayakkabı, pantolon vb. şeyler sırf moda diye giyilip takılıp takıştırılabiliyor. 20. yy.ın ortalarına kadar bırakın müslümanları hristiyan kadınların dahi giymekte imtina ettiği giysiler çok normal bir edayla moda putunun desteğinde herkesçe hiçbir sıkıntı duyulmadan arzı endam edebiliyor. Yırtık pantolon, açık göbek, sırt, göğüs ve bacakları teşhir eden çıplaklık diyeceğimiz (açıklığı kastetmiyorum) giysiler vb. Normalde insanı gülünç duruma düşüren, hiçbir estetiği olmayan bu vb. çirkin manzaralar moda putu marifetiyle yadırganmıyor. 

İslami duyarlılığı olan insanları da etkileyen moda putu, İslâm'ın öngördüğü tarzın ruhuna aykırı olacak tarzda giyim kuşama müdahale edip müslüman nesilleri de maslesef kendi mabedine dahil etti. Erkek-kadın fark etmeksizin tesettürle alakası olmayan, vücut hatlarını teşhir eden, sokakları vitrine dönüştüren giyim tarzları bu kabildendir. Müslüman erkeğin de Müslüman kadının da giyim tarzları inanç değerlere uymaz oldu. Başörtü ama boynu örtmeyen cinsten, beri tarafta eşofman, pantolon, tayt vb. tesettürün ruhuna uymayan bir giyim tarzının kızlar arasında moda putu marifetiyle yaygınlaşması... Erkeklerin aynı şekilde tesettürün ruhundan azade giyim ve kuşamşamları bu bağlamda değerlendirilebilir.

"El Ne Der?" Prangası

Bir diğer put "el ne der putudur." Bu put insanları öyle bir esir almış ki her konuda birçok saçma sapan işi onlara normalmiş gibi yaptırabiliyor. "Bakımlı olmam gerekir, sonra el ne der?" Başkaları tarafından beğenilme ve dışardan onay alma telaşı, makul olanı devre dışı bırakıyor. Bu put sayesinde insanlar hep başkaları için yaşıyor. Mesela makyaj kullanan bir kadının ortalama bir ömür zarfında azımsanmayacak ölçüde makyaj ürününü midesine indirmeyi hesaba katmadan güzel görünme ve beğeni alma telaşıyla hareket etmesi bu kabilden bir tapınma ritüelidir. Aynı şekilde sırf kabul görüp onay almak için ilerde sağlık sorunları yaşamayı göze alarak daracık elbiseler içinde akşama kadar kendine eziyet eden erkeğin yaptığı da sonra el ne der, millete rezil olmayalım telaşının neticesidir. Sadece dışarıdan onay almak uğruna, kendi doğallığımıza ve sağlığımıza ne kadar yabancılaştığımızın farkında mıyız?

Son Bir Soru

Çıplaklık ilkellik midir yoksa medeniyet göstergesi midir? Eğer çıplaklık medeniyet göstergesiyse modernist çağdaşçılar neden ilkel insanı tanımlarken çizdikleri görsellerde dahi onun çıplaklığını ön planda tutarlar? Modern yazıtların iddiasına göre ilkel çağlarda insan çıplak ya da yarı giyinikti. Onların iddiasına göre insan, giyinmeyi yani elbiseyi keşfettikten sonra gelişmişlik trendine girdi. Bu iddia doğruysa yine kendi iddialarına göre insanlığın geldiği en gelişmiş çağ olan bu çağda neden çıplaklık medeniyet göstergesi olarak pazarlanıyor? Sokakları, etlerini teşhir salonuna dönüştüren insanların derdini anlamakta zorluk çekiyorum, çünkü estetik bir görüntü de sunmuyor halleri! Kime neyi ispatlamaya çalışıyorlar, anlaşılır gibi değil! 

Sonuç Olarak 

"Kendi istek ve tutkularını (hevasını) ilah edineni gördün mü?" (Câsiye, 23) ayetinin altını çizdiği ego ve hevâ putu, "Ben ne istersem doğru odur"​ anlayışının neticesinde evrensel ahlaki ve dini kuralların yerine kişisel arzuların ikame eden bireycilik putu, bireyi hiçbir ilahi sınır (helal-haram) tanımamaya iten beden benim bedenim, hayat benim hayatım kimse bana karışamaz anlayışını besleyip dayatan özgürlük putu, kainatı yaratan ve onu bir takım kanunlarla tahkim eden yaratıcıyı unutan ya da reddeden insanların kapısında kul oldukları ​bilim putu, "Para her kapıyı açar" inancıyla hayatın merkezine konulan ve kendisine mutlak güç atfedilen altın, gümüş ya da para putu, kariyer putu, marka putu, hız ve haz putu say sayabildiğin kadar bir çok put, modern insanın hayatını alabildiğine işgal etmiştir. 

Biri modern insan özgür mü dedi? Hangi özgürlük? Hani nerede? 

Sahi biz Müslümanlar tevhid dinine bağlı insanlar değil miydik? Bir daha düşünmemiz gerekmiyor mu?