İnsanlık derin bir kriz ve kaosa mahkum olmuş! Hem de tarihte yaşandığında toplumların kıyametini tetikleyen, azabı ve helaki mucip bir halin zuhurunu sağlayan bir kriz ve kaosa... İnsanın kişiliğini, kimliğini, karakterini, ahlaki yönünü direk etkileyen cinsten bir kriz ve kaosa...
Teknoloji ve iletişim alanında baş döndürücü dönüşümlerin yaşandığı günümüz modern ötesi dünyada insanlığın içine hapsolduğu bu kriz ve kaos hali, Nuh kavminin, Ad'ın, Semud'un, Lut kavminin, Medyen'in sonunu getiren cinsten bir kriz ve kaos halidir. Ekonomik ve siyasi krizleri de tetikleyen bu hal, inanç alanında yaşanan kriz ve kaos nevindendir.
Post seküler zihniyetin tarumar ettiği, modern ötesi zamanları yaşadığımız bu çağda insanlar, öyle bir darboğaza ve çıkmaz sokağa hapsoldular ki onları frenleyip durduracak hiçbir kutsal ya da otorite kalmadı neredeyse. Allah, kitap, rasul, anane, gelenek, görenek hak getire. İnsanlık, adeta kutsalı olmayan, sonu görünmez bir tünele girmiş, koşar adımlarla toplumsal kıyamete yürüyor. Her şey aşınmış halde. Kimse kimsenin derdiyle uğraşacak durumda değil. Herkes, herkese yük görülüyor; anne-babalar dahi. Genç nesiller, ebeveynlerinin gırtlağına bıçak dayayacakmış, en ufak sorunda karşısındakinin ümüğünü sıkacakmış gibi bir cinnet hali yaşıyor. Trafikte, kaldırımlarda, meydanlarda yaşanan en ufak bir sorun ve sıkıntıda silahlar patlar hale geldi. Kavga, gürültü gırla gidiyor. Hassaten yeni nesil bireysel tatmininden başka bir şey düşünmüyor, hiçbir şey umurunda değil bir havada, kafasına estiği gibi yaşayıp gidiyor.
Çılgın ve azgın bir muhayyileye sahip çağın insanını durduracak, kafasını ellerinin arasına alıp düşünmesini sağlayacak mekanizmalar resmen çökmüş durumda! Ne Allah sözü kâr ediyor ne de elçilerinin yaşanmışlıkları. Kutsal metinlere karşı kör, sağır ve dilsiz kesilen çağın insanı, peygamber ve öğretilerine karşı reddiyeci ve inkarcı bir hal arz ediyor. Oluşturulan efsunlu algılarla hakikat yerle yeksan olmuş, birden çok hakikat olduğu zehabıyla hareket etmekteler. Oysa hakikat, her zaman ve zeminde hakikattir ve hakikatin ölçüsü ve mihengi de Allah'tır. Allah, nezdindeki hakikatin ölçüsünü, mihengini ve ilkesini elçiler aracılığıyla insanlara tebliğ eder. Elçiler; yanılmaz, günahsız ve güvenilir kişilikler olarak bu bağlamda insanlık için yegane ölçüdür. Bunu şöyle ilan eder azimuşşan; "O halde sen Allah’a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin." (Neml, 79)
Modernite ile olabildiğince örselen hakikat, modern ötesi dünyada oluşturulan sapkın ve çılgın algılarla ters yüz edildi. Bir şey, çok şeyle her şey olabilir algısı oluşturulup insanlığa yazı, çizi, sanat, sinema, iletişim ağları, sosyal medya sihirbazları (fenomenleri) vb. vasıtalarla yedirildi. Yeni dönemde doğru ile yanlışın, hakikat ile dalaletin göreceli olduğu ve kişilere, zaman ve zemine göre değişkenlik arz ettiği, inanç düzeyinde insanlara hassaten genç nesle adeta içirildi. Post seküler zihniyetin egemen olduğu bu dünyada artık tek gerçeklik yoktur, bir şey, aynı anda birden fazla ve birbirine zıt doğru ya da yanlış olarak algılanabilir oldu. Bana göre, ona göre ya da sana göre! Hatta bana, sana ve ona göre aynı şey bir anda doğru, başka bir anda yanlış olabilir algısı hakim oldu. Oysa Hak ve hakikat göreceli değildir. Bir şey ya doğrudur ya da yanlıştır. Bir şey bir anda doğru başka bir anda yanlış olmaz. Oluşturulan zeminde zamanın dünyasına hükmeden odaklar, “Rabbim! Benim sapmama imkân verdiğin için yemin olsun ki ben de yeryüzünde onlara (günahları) şirin göstereceğim ve -aralarından senin samimi kulların hariç- onların topunu kesinlikle yoldan çıkaracağım.” (Hicr 39-40) diyen şeytanın izinde ve emrinde yürüyerek insanlığı derin bir krizin içine hapsetti: İnanç krizinin... Günün sonunda bahsettiğim cinsten bir algı ve bu algıyı peşin satın alan kalabalık bir kitle oluştu. Zira bu kitle halihazırda dünyayı yöneten zihniyete lazım olan hatta vazgeçilmez olan bir kitledir. Tüm imkanlar bu sebepten emre amade kılındı.
Bu konuda çok karamsar ve acımasız olduğumu haliyle köşeli ve keskin cümleler kurduğumu düşünüyorsanız 7 Ekim 2023 ve sonrasında Gazze özelinde Filistin, Lübnan ve Yemen'de yaşanan katliam ve soykırıma karşı toplumun büyük kesimlerinin takındığı tavrı, aldıkları konumu düşünün, muhtemelen bana hak verirsiniz. Hem kendisine hiçbir zarar vermeyecek, en pasif eylem tarzı olan boykotu dahi yapmayan, yaşananlara tepki koyması kendisine hatırlatıldığında istifini bozmadan ve umursamaz bir tavırla İsrail'e açık desteğini ilan eden firmaların mallarını alan, hamburgerini kola eşliğinde yemekte beis görmeyen, temizlik ürünlerini "Ama adamlar kaliteli üretiyor!" pişkinliğiyle kullanmaya devam edenlerin azımsanmayacak bir kitle olduğunu siz de biliyorsunuz. Oysa yaşananlardan ötürü yer yerinden oynamalı değil miydi? Sadece ekonomik çarklar değil adeta hayat durmalıydı. İsrail, durmadığı takdirde bulunduğu zeminde yerle yeksan olacağını hissetmeliydi. Olmadı! Hatta daha da acımasız davranarak katliamlarına devam etti, azdıkça azdı. Dünya liderlerini ve halklarını tehdit ederek, kendisini desteklemelerini sağladı. Şimdi siz söyleyin! Çocukların, kadınların, bigünah insanların evlerini, barklarını başlarına yıkan, bedenlerini paramparça eden zalim Siyonistlere rağmen "Aman bana ne, topraklarını satmasalardı!" aymazlığına gömülmüş, vicdanları körleşmiş, duyargaları felç olmuş, zillet çukurunda yaşadıklarını dahi anlamamış kitlelerin varlığı ciddi bir inanç ve insan olamama krizi değil de nedir?
Hali pürmelalimiz böyle seyrediyor! Peki yok mu buradan çıkış? Elbette var! Yaşadığımız süreçten çıkış, yaşanan inanç krizini aşmakla mümkündür. Selam üzerlerine olsun Nuh'un, Hud'un, Salih'in, Lut'un, Şuayb'ın ve dahi gönderilmiş tüm elçilerin yaptığı gibi insanların Allah, insan ve eşya tasavvurlarını tashih ve tadil edip, son elçi Hz. Muhammed (a.s)'ın vazettiği ilke ve değer temelli yaşam tarzını ikame edip, tevhid temelinde, kulluk ekseninde bir yaşamı ikame etmek için kolları sıvayarak çıkış umudunu yeniden harlayabiliriz. Hz. Nuh'un 950 yıl bir fiil uğraşmak zorunda kaldığı bu iş, hiç de kolay değildir. Peygamberlerin mücadelesine baktığımızda bu işin ne kadar meşakkatli olduğunu görüyoruz, ancak içine hapsolduğumuz bu halin son bulması için başka bir yolun olmadığını da!