Tekerlekli Sandalyedeki Dev: Adalet ve Merhamet Yürüyüşü

Müslüman, Çözümün Adresidir!

İnsan, nisyan ile malul olduğundan doğru bildiklerini yaparken zaman zaman ihtiras, kıskançlık, aç gözlülük, cehalet vb. hasletlerin devreye girmesi neticesinde bir takım yanlış işlere de bulaşabilir. Zira hem tabiatı hem de nefsin arzu ve istekleri onu bu mecraya sürükleme potansiyeline sahiptir. İnsanın yanlış yapması, onun doğasındaki kodların harekete geçmesiyle alakalıdır. Çünkü Allah insanın doğasına takvayı kodladığı gibi fücuru da kodlamıştır.

Mümin, kâfir, müşrik, münafık, fasık gibi tanımlamalar, insanın yaratana dair inancıyla, yaratana ve yaratılana karşı takındığı tavrıyla ve olayları okuma biçimiyle ilişkili tanımlamalardır. Her bir tanımlamanın kendi mecrasında bulunan insanları felsefesi doğrultusunda etkilemesi doğal neticedir. Tevhid zaviyesinde olayları okuyanlarla küfür, şirk ve nifak zaviyesinde okuyanların tavır ve davranışları elbette ki aynı olmaz. Haliyle inancının sonucu olarak sudur edecek amelleri de farklı olur. Ancak insanın, nefsinin heva ve heveslerine uyması sadece inançla alakalı bir durum değildir. Bundan mütevellit hata, yanlış, günah, cürüm, suç yani selim fıtrata aykırı iş ve oluşlarla, ihtilaf, çekişme, didişme gibi sosyal yaralar açacak işler sadece kâfir, münafık ya da müşriklerden sudur etmez. Bilakis Müslüman toplumlarda da bu tarz işleri yapan kötü amel sahipleri olur ki aslında beşer doğasının muktezası bunu gerektirir.

Soru şu: Müslüman toplumlarda yaşanabilecek bu tarz kötü amellere karşı tavrımız ne ve nasıl olmalıdır?

“Onlar, utanç verici fahiş bir iş yaptıkları veya kendi kendilerine zulmederek haksızlık ettikleri zaman Allah'ı hatırlayıp günahlarının affı için zaman kaybetmeden Allah’a yakarırlar. Zaten günahları Allah'tan başka kim affedebilir ki? Bunlar yaptıkları fenalık üzerinde bile bile ısrar etmezler.” [Ali İmran, 135] “Kim zulmeder de sonra işlediği kötülüklerin yerine iyilik yaparsa bilsin ki ben çok bağışlayıcıyım, çok merhamet sahibiyim.” [Neml, 11]

Bu minvalde olması gereken ilişkiler, zaman zaman haddi aşan tavırlar nedeniyle olumsuzluklar zincirinin yaşanmasına sebep olmaktadır. Oysa dışlama yani refüze etme, toplumsal zemini tahrip eden ve düşmanlıkları tetikleyen bir tavırdır. Yapmayı değil yıkmayı, inşa ve ihyayı değil fahşa ve fesadı önceleyen bir tutumdur. Kazanmayı değil kaybetmeyi önceleyen bir tavır alıştır. Arzın imarına, neslin ıslahına ve kültürün ihyasına memur kılınmış insanlar olarak özellikle de sevk ve idare makamında bulunan Müslüman bireyler olarak hatta İslami perspektifte hareket edip toplumsal değişim ve dönüşüm hedefiyle faaliyet gösteren cemaat, cemiyet, tarikat, STK, dernek vb. kuruluşlarda yer alan insanlar olarak, müntesibi olduğumuz toplumda yaşanan olumsuz tavırları, iş ve oluşları tolere edecek bir yapıda olmak durumundayız. Bu bağlamda Müslümanlar olarak yaşanan ihtilaflardan, düşmanlıklardan, didişme ve çekişmelerden siyasi ve sosyal statü kazanmak için fırsat kollayan değil aksine yaşadığımız toplumu, kardeşlik ikliminde yaşanabilir bir mecraya taşımak için ihtilafların çözüm adresi, düşmanlıkların, didişmelerin ve çekişmelerin ıslah kapısı olmalıyız.

Tekerlekli Sandalyedeki Dev: Adalet ve Merhamet Yürüyüşü

Yakinen tanıdığımız, engelinden dolayı yaşam kalitesi düşük olup birtakım ciddi sağlık sorunları yaşadığı halde inandığı değerler ve benimsediği ilkeler için Siyonistlere karşı başlattığı mücadelede azim ve kararlığıyla, korkusuz tutumu ve cesur yürüyüşüyle gönüllerin sultanı olmaya namzet Şeyh Ahmet Yasin’i tam da bu noktada gündemimize taşımamız gerekiyor.

Toplumun derdini kendi derdi gören, yaşanan sorunlar çözüm bulmazsa toplumsal huzurun haliyle mücadelenin akim kalacağını bilen Şeyh Ahmet Yasin, toplumun yaşadığı sorun ve sıkıntıları nokta-i nazarında her daim halkının hizmetinde olmuştur. Şeyh Ahmet Yasin, yaşadıkları sorunların çözümü için kendisine müracaat eden insanları her daim dinlemiş, dertlerine kendince çareler sunmuş, bu konuda asla geride durmamıştır. Onun sorun çözme yöntemi de herkesin malumuydu. Sorun yaşayan insanları dinler, olayın en ince ayrıntısına kadar detaylı bir bilgi elde ettikten sonra da kararını verirdi. Bu hususta da olabildiğince net olurdu. Verdiği kararlara da genellikle itiraz eden olmazdı. Çünkü verdiği kararlarda onun taraf tutmayacağını, iltimas göstermeyeceğini, adil davranacağını bilmeyen yoktu. 

Sadece kendisine müracaat eden sıkıntı sahipleriyle değil bilakis toplumu ilgilendiren her konuda inisiyatif alırdı. Mesela yıllarca mahkemelerde sürüncemede bırakılan davalar vardı. Bu davalar çözülmeden Filistin’de sulh ve huzurun egemen olmayacağını, çıkabilecek kavga ve gürültü nedeniyle hem toplumsal zeminde nefret ve düşmanlık yayılacağını hem de toplumun kıt kanat imkânlarının tüketilip bitirileceğini hatta bu durumun kanların heder edilmesine zemin oluşturacağını biliyordu. Bu sebepten toplumsal barışı ikame etmek adına kördüğüm olmuş ve yılan hikâyesine dönüşmüş davaları çözmek için büyük gayret gösteriyordu. Birçok müşkülü, adli makamlara yansıtmadan, sevgi ve saygıyı önceleyerek, İslam’ın o konudaki yaklaşımını vazedip taraflara nasihat ederek tarafların rızası doğrultusunda suhuletle çözüme kavuştururdu.

Toplumsal barışın devamını sağlamak adına Gazze’de ıslah komiteleri kuran Şeyh Ahmet Yasin, bu komiteler vasıtasıyla birçok sorunun ve sıkıntılı durumun üstesinden gelebiliyordu. Sorun yaşayanın kimliğine bakmaksızın Hristiyanlar da dâhil hiçbir grup ve mezhebi dışlamadan her kesimden insana aynı şekilde yardımcı olmaya çalışıyordu. Gerek sosyal barışın tesisi noktasında gerekse inandığı değerler çerçevesinde ortaya koyduğu mücadele sayesinde toplumsal huzurun sigortası olma yolunda emin adımlarla ilerleyen Şeyh Ahmet Yasin, Filistin’in kurtuluş mücadelesinde yöntem farklılıklarından dolayı ayrı düştüğü kesimlerin dahi saygısına ve sevgisine mazhar oluyordu.

Zalim ve mütecaviz düşmanın işgali devam ederken Filistin’de yaşanacak her sıkıntının özgürlük savaşına ket vuracağının bilincinde olan Şeyh Ahmet Yasin, muttali olduğu her soruna direkt müdahale ediyordu. Gazze Belediyesi, 1975-76 yıllarında imkânsızlıkları bahane ederek cadde ve sokakların temizliği ve çöplerin toplanmaması gibi bir grup ihmaller zinciriyle gündeme gelince Şeyh Ahmet Yasin, devreye girdi. Vakit kaybetmeden daha sonra HAMAS olarak vücut bulacak olan o günkü yapılanmasında yer alan dava arkadaşlarını ve öğrencilerini kapsayan bir talimat çıkardı. “Gazze’de yaşıyorsak burayı abad edecek olanlar da bizleriz!” düsturunu şiar edinmiş olan mümin gönüller, seferber olup caddeleri temizleyecek, çöpleri toplayacaklardı. Gruplar oluşturuldu ve her gruba temizleyeceği mıntıka bildirildi. Şeyh Ahmet Yasin de bizzat bu organizasyonun içinde faal olarak yer aldı. Sağlık sorunları, bilfiil iş yapmasına müsaade etmese de bir arkadaşının taksisi ile bölgeleri bizzat dolaşıp moral ve motivasyon kaynağı oldu. Gün akşama dönerken Gazze sokakları pırıl pırıl olmuştu.

80’li yıllarda kendini Şeyh Ahmet Yasin’in hizmetine adamış olan Şeyh Ziyad’ın bizzat yaşayarak öğrendiği husus da burada zikredilmeye değerdir. Şeyh Ziyad anlatıyor: Filistinliler için yapıp ettiği hiçbir iş, Şeyh Ahmet Yasin’e ağır gelmezdi. Bu yolda her tür fedakârlığı yapar asla bıkkınlık göstermezdi. Halkının dini ve dünyası güzel olsun diye hizmet etmeyi ibadet olarak telakki ederdi. Engelli ve hasta olduğu halde bu yolda sabır ve sebat ile istikamet üzere yürür, yorulmak nedir bilmezdi. Onun günü, sabah namazıyla başlar, gece insanlar yatıncaya kadar devam ederdi.

Şeyh Ahmet Yasin’in mütevazı bir evi vardı. Evinin yarısını ailesi için diğer yarısını da ofis olarak gelen giden insanları karşılamak için kullanıyordu. Ofisine gelen giden insanların haddi hesabı yoktu. Çok yoğun bir trafik vardı. Ofisi, günün her saatinde kapısını çalıp sıkıntılarını arz eden insanlarla dolup taşıyordu. İnsanlar, dertlerini, şikâyetlerini, sorun ve sıkıntılarını rahat ve güven içinde ona arz ediyor, ondan çözüm istiyorlardı. Yılın on iki ayı bu, böyleydi.

Şeyh Ahmet Yasin’in Ramazan ayına has bir uygulaması vardı. İftar saatine kadar insanları dinler, iftar vakti gelince iftar edip dinlenmek için ailesinin bulunduğu tarafa geçerdi. Her yıl olduğu gibi bu yıl da yılın en bereketli vakitleri olan Ramazan ayını idrak ediyorduk. Günler aynı yoğunlukta geçiyordu. 

Yoğun geçen Ramazan günlerinin birinde Şeyh Ahmet Yasin, her zamanki gibi ofisinde insanlarla hemhal olmuştu. İftar olmak üzereyken her gün yaptığı gibi iftarını açıp dinlenmek için evine geçmek üzere hazırlanıyorduk ki sıkıntılı olduğu haline yansımış bir adam çıkageldi. Canhıraş bir telaşla Şeyh’ten kendisini dinlemesini rica etti. 

Şeyh’in yorulduğunu bildiğimden “Be adam gelecek başka zaman bulamadın mı? Yarını bekleyemedin mi? Tam da iftar vakti, gelecek zaman mı bu zaman? Şimdi evine git, yarın uygun bir zamanda gel!” dedim. Adam çaresiz ofisten ayrılmak üzereyken Şeyh, adamı durdurdu. Bana sitem ederek “Bu adama benim adıma cevap vermeni senden kim istedi ey Ziyad? Şayet yorulduysan buyur evine git.” dedi. Oysa ben o cümleleri kendimi düşündüğümden kurmamıştım. Bilakis Şeyh’in yorgun olduğunu bildiğimden, onu düşündüğümden adamı yollamak istemiştim. 

Ezan okunmuş, iftar saati girmişti. Şeyh, adamı oturtup sakinleştirdi ve derdini dinledi. Adamın işi bittiğinde yatsı ezanı okunuyordu. Adam gittikten sonra iftarını yapması için Şeyh Ahmed Yasin'i evine götürmek için harekete geçince bana dönüp hayatım boyunca unutamayacağım bir ders verdi. “Bu şekilde mi davet edeceksin ey Ziyad? Hiç böyle davet olur mu? Böyle davranarak İslam’ın mesajını insanlara nasıl sunmayı düşünüyorsun söyler misin?” dedikten sonra insanlarla nasıl ilişki kuracağımı, onlara nasıl muamele edeceğimi bir bir anlattı. Bu minvalde muhatabımın kimliğinin ne ve kim olduğu fark etmeksizin herkese hatta saldırgan bir dil ve düşmanca bir tutum sergileyen insanlara dahi yumuşak bir dil kullanmamı, onlara merhamet nazarında şefkatle muamele etmem gerektiğini tembihledi. Onlara karşı sert ve kaba bir tutumla hareket etmem halinde insanları hem kendimden hem de İslam’dan uzaklaştıracağımı ve daha birçok hususu hatırlatıp bana tavsiyelerde bulundu. 

“Sen onlara sırf Allah’ın lütfettiği merhamet sayesinde yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı kalpli olsaydın, hiç şüphesiz etrafından dağılır giderlerdi. Onları affet, onların bağışlanmasını dile, iş hakkında onlara danış, karar verince de Allah’a güven, doğrusu Allah kendisine güvenenleri sever.” (Ali İmran, 159)

İnanç değerlerine bağlılığı, ilmi birikimi, adil tutumu, mütevazı kişiliği, sade yaşamı, cömertliği, cesareti ve daha birçok vasfıyla Şeyh Ahmet Yasin, bizlere örnekliğin nasıl olması gerektiğini ve nasıl davranılırsa yokluk ve imkânsızlıklar içinde varlık ve imkân oluşturulacağını anlatan mümtaz liderlerimizdendir.