Üstad-ı Azam Şehit Hasan el-Benna

Kader Gayrete Aşıktır!


"Yoksa Allah, içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?” [Ali İmran, 142]

“İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad edenler bir olmaz. Allah malları ve canlarıyla cihad edenleri derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de güzellik vaad etmiştir; ama mücahitlerin ödülünü, kendi katından yüksek dereceler, bağış ve rahmet şeklinde oturanlarınkinden üstün kılmıştır. Allah bağışlayandır; merhamet edendir.” [Nisa, 95-96]

Gayret ve mücadele,  Müslüman kimliğin olmazsa olmaz temel argümanlarından biridir. Gayret ve mücadele yoksa pasiflik devreye girer. Pasif değil aktif olması gereken Müslüman, inandığı değerleri hayatın her alanında söz sahibi kılmak için gayret etmeli, bu uğurda mücadele etmekten bir an olsun geri durmamalıdır.

Bu yazımızda gayret ve mücadelede zirve isimlerden olan Hasan el-Benna'dan bahsedeceğim. Birkaç arkadaşı ile birlikte mütevazı şartlarda bugün dahi dünyada en etkili dini hareketler skalasında ilk sırada yer alan İhvan-ı Müslimin'i kuran Hasan el-Benna, oluşturduğu fikriyatla dünyanın dört bir yanındaki İslami mücadele hareketlerine de azımsanmayacak ölçüde katkı sunmuştur. İhvan-ı Müslimin, dünya mücadele geleneği içinde halihazırda 50 civarında devlette örgütlü ve etkin en köklü yapılanma olma vasfını devam ettirmektedir. 

İhvan’ın bu etkisinin kaynağı, kuşkusuz kurucu lideri Hasan el-Benna’nın iman ve ihlasına gayretini de ekleyerek verdiği mücadelesidir. 19. yüzyılın son çeyreğinde Osmanlı İmparatorluğunun çökmesiyle birlikte 20. yüzyıl dünyasında etkisini büyük çapta yitiren Müslümanların, Avrupa merkezli şekillenen sömürgeciliğe karşı yeniden ayağa kalkıp varlık göstermelerini sağlamak hedefiyle Kur’an ve sünnet orijinli bir fikriyat ve köklü bir mücadele geleneği oluşturan, etkisi o günle sınırlı kalmayıp yaşadığımız çağı da kuşatan ve yolumuzu aydınlatmaya devam eden Hasan el-Benna’yı iyi tanımamız gerekir.

Hasan el-Benna, ilk eğitimini muhaddis aynı zamanda zanaatkar bir babanın dizinin dibinde aldıktan sonra bir taraftan Kur’an ezberi yaparken diğer taraftan ilim ve irfan ocaklarında kendini yetiştirmek için büyük gayretler sarf etti. Kur’an hafızı olan aynı zamanda yüzlerce hadisi de ezberleyen Hasan el-Benna, Kur’an ve sünnet bütünlüğünde yoğurduğu ilmi birikimiyle dini ilimlerdeki yetkinliğinin yanı sıra iyi bir analist, mükemmel bir eğitimci, iyi bir teşkilatçı ve kurucu zihne sahip siyasi bir dehadır. İngiliz işgalinde bulunan ülkesinde dini, siyasi, sosyal, kültürel, ekonomik ve ahlaki yozlaşmaya karşı mücadeleye henüz çocuk denecek yaşlarında başlayan Hasan el-Benna, iyi bir aile terbiyesi almış, yüce gönüllü, takva sahibi, ihlaslı, öğütlerinde samimi, ıslahı önceleyen, istikameti, sebatı ve ısrarı ile temayüz eden fedakâr, cefakâr ve adanmış örnek bir kişiliktir.

Ortaokulda okuduğu demlerde sınıf arkadaşlarıyla birlikte bir hocasının rehberliğinde kurdukları “Ahlak ve Edep Cemiyeti”, Hasan el-Benna’nın mücadele hayatının ilk basamağını oluşturur. Daha sonraları Hasan el-Benna’yı "Haramları Önleme Cemiyeti, Hassâfiyye Hayır Cemiyeti ile İslam Ahlakı ve Meziyetleri Cemiyetinin" kurucuları arasında göreceğiz. Ortaokul, lise ve üniversite yıllarında verdiği mücadelesini öğretmen olarak atandığı İsmailiye’de şampiyonlar ligine taşıyarak devam etmeyi planlayan Hasan el-Benna, asıl mücadelesini burada verecekti. Bir grup inanmış ve adanmış arkadaşıyla birlikte inandığı değerlerin toplum nezdinde yaşanırlığını sağlamak için İhvan-ı Müslimin; Müslüman Kardeşler Cemiyeti’ni burada kurdu.

Teşkilatı kurduktan sonra arkadaşlarıyla birlikte mütevazı bütçelerle hiçbir engele takılmadan, savrulmadan, durmak, dinlenmek, eğlenmek nedir bilmeden, yılgınlık göstermeden, gece-gündüz demeden yozlaşmış kültür atmosferinden sahih ve salih bir algının ve yaşamın oluşması için planladıkları faaliyetleri icra ettiler. 

Hasan el-Benna, sürekli hareket halindeydi. Kahvehanelerden okullara, köy, kasaba, mahalle fark etmeksizin hayat emaresi taşıyan her alanda eğitim faaliyetleri icra ediyor, toplantıdan toplantıya, konferanstan konferansa koşuşturup duruyordu. Her konuda olduğu gibi bu konuda da örnek ve önder edindiği Allah resulünün “Dinlenmek vakti geride kaldı, ey Hatice! Vakit durup dinlenmek vakti değil!” sözünü kendisine rehber edinmişti. Allah rasulünün davasını ve derdini yüklenip yaşadığı çağa taşıyan Hasan el-Benna, Allah resulünden miras aldığı bilinçle hareket alanını genişletiyor, örnek yaşamıyla da şahitliğin nasıl olması gerektiğini çevresinden başlayarak ulaştığı her kesimden insana gösteriyordu.

İnandığı değerlerin hayat bulması için tüm benliğiyle kendisini adayan, azim ve kararlığıyla, gayret ve fedakarlığıyla örneklik makamında zirvelerde yer alan Hasan el-Benna, inandığımız değerlerin ete kemiğe bürünmesini gerçekleştirecek mücadelemizde eksikliklerimizi telafi edebileceğimiz eşsiz bir mekteptir.

Şehit edilmeden birkaç yıl önce tamamen asılsız iddialarla tutuklanıp hapse atıldığında İngilizlerin kuklası Mısır Kral'ı Faruk'un bundan böyle kendisine nefes aldırmayacağını, fani bedenini ortadan kaldırmak için her yolu deneyeceğini anlamıştı. Çünkü Hasan el-Benna’nın fikirleri, hassaten de ortaya koyduğu ve hızlı bir şekilde toplumsal zeminde etki bırakan mücadelesi İngilizlerin bölgedeki hedefleri için tehdit oluşturmaya başlamıştı. Özellikle Cemiyet mensuplarının Filistin’de gösterdikleri üstün başarı, işgalci aynı zamanda sömürgeci İngilizlerin harekete geçmesini hızlandırdı. Ve karar Hasan el-Benna’nın fani bedenini ortadan kaldırma yönünde verildi. Herhalde Hasan el-Benna’yı ortadan kaldırınca Cemiyeti bitireceklerini düşünmüşlerdi. Ancak bekledikleri olmayacak, işler düşündükleri gibi gitmeyecekti. İhvan-ı Müslimin daha da güçlenerek yoluna devam edecekti. Zira şehitlerin kutlu kanlarının suladığı davaları, hiçbir gücün ortadan kaldıramayacağını anlamış olacaklardı.

Hasan el-Benna, 1948 yılında sokak ortasında çapraz ateşe alınarak şehit edildiğinde henüz 43 yaşında ömrünün belki de en bereketli çağındaydı. Erken denecek bir yaşta şehit edilmesine rağmen arkasında İslami mücadelenin bundan sonraki süreçlerinde etkin olacak sağlam temeller üzerine inşa ettiği bir hareket, yaktığı ateşi harlayacak nitelikte yüzlerce öğrenci ve davayı kendi zamanının ötesine taşacak öğretiler barındıran onlarca eser bırakarak dünyamızdan ayrıldı.