Kafkasya Kartalı Adaletin Kılıcı Şeyh Şamil

 Adalet, Dünyanın Kilit Taşıdır!

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olunuz. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olunuz! İşte bu takvadır. Allah'a isyandan sakınınız. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.” [Maide, 8]

Allah resulü hiçbir gölgenin olmadığı mahşerde, arşın gölgesinde gölgelendirilecek insanları sayarken ilk sıraya “Adaletli devlet başkanını” [Buhari, Ezan 36; Müslim, Zekat 91] yerleştiriyor. Neden? Çünkü adalet, dengedir. Bir yerde denge tesis edilmişse düzen ilelebet devam eder. Ancak adalet yoksa denge sarsılır ve toplumsal kıyamet cari olur.

“Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olunuz.” emrine muhatap olan, aynı zamanda arzın imarını, neslin ve harsın ıslahını gerçekleştirmekle mükellef kılınan Müslümanlar olarak en öncelikli görevimiz, zulmü bertaraf edip adaleti tesis etmektir. Mevzu, adaletin tesisi ise kim olursa olsun şartlara ve zemine bakmadan adaleti gözetmek durumundayız. Adaleti bu kadar önemli kılan husus, adaletin, toplumsal sükûn ve huzurun teminatı olmasıdır.

Kafkasya Kartalı Adaletin Kılıcı Şeyh Şamil

Kafkasya’da destan yazmış, bugün dahi adı duyulduğunda aziz hatırasına hürmeten saygı ile selamladığımız, sevgisi ve saygısı gönüllerimizde karar kılmış yiğitlerden Şeyh Şamil’i mevzu adalet olunca zikretmek gerekir.

İmamet ile yönetilen Kafkasya’da bayrağı devralma sırası İmam Şâmil’e geçince İslâm yasalarını referans alarak oluşturulan hukukun, egemenlik sahasını genişletti. Mevzubahis hukuk olunca adaletin topuzunun dengede kalması icap eder ki İmam Şamil, bu konuda ailesini, çocuklarını, yakınlarını, zengin ve güç sahiplerini hiçbir şekilde kayırmadı, adaletin terazisi neyi işaret ediyorsa ona yöneldi. Onun nezdinde yasalar karşısında cezai müeyyide gerektiren halleri işleyen kim olursa olsun, suçu işleyen; oğlu, anası ya da en gözde naibi de olsa fark etmezdi. Gerekli cezai müeyyideyi uygulamaktan bir an olsun tereddüt etmezdi. Adalet onun önceliğiydi, zira düzen adalet olmadan sıratı müstakim üzere kaim olmazdı. Adaleti tesis etmek kurumsal bir yapılanmayı gerektirdiği için bu işe münhasır ilim erbabından görevlendirdiği insanlar vardı. 

Kafkasya'da Ruslarla girilen çatışmalarda çokça canların şehadete kanatlandığı demler yaşanırken Şeyh Şamil, köy ve kasabaların kendi inisiyatifleriyle hareket edip düşmanla sulh yaparak direnişi etkisizleştirmemeleri için düşmanla bağımsız anlaşma yapmayı ihanet olarak yasaya koydu. İhanetin cezası kılıçla boynun vurulması iken uzlaşma teklifinde bulunmanın cezası yüz kırbaç idi. 

Ruslar, zaman zaman acımasızca bütün hatlarıyla saldırırlardı. Böyle bir dönemden geçilirken çok zor şartlarda ölüm kalım savaşı veren bazı Çeçen köyleri vardı. Köy halkı, biraz nefes almak ve bu cani ve korkunç saldırılara son vermek için anlaşma yoluna meylettiler. Bu durumu görüşmek üzere aralarında kura ile seçtikleri iki temsilciyi İmam Şâmil'e göndermişlerdi. Elçiler, İmam Şamil’e “Köylerinin hayatta kalması için geçici de olsa Ruslarla uzlaşma gerçekleştirmelerinin kaçınılmaz olduğunu aksi takdirde dayanamayacaklarını” iletmekle görevliydi. Bu teklifi İmam’a iletmekten korkup çekinen elçiler, Çeçen kadın ve çocukları adına İmam Şâmil'in annesine sığınarak bu isteklerini İmam'a iletmesini, annesinden rica ettiler. Annesi de anlatılanların yürek burkan atmosferinde elçileri geri çevirmeyip onlar adına uzlaşma teklifini İmam’a bizzat iletti.

Anayasaya göre suç işlenmişti. Suçu işleyen ise İmam’ın öz annesi idi. Hâlbuki istense kılıfına uydurulabilecek bir tasarruftu. Çünkü arabuluculuktan başka bir günahı yoktu. Durum değerlendirmesi dahi yapmadan günün yasalarınca cezası neyi gerektiriyorsa annesi öyle cezalandırılacaktı. Yaşlı annesine kıyacak değildi elbette ki. Ama cezayı da uygulamak zorundaydı. Mahkemeyi kuran İmam, yüz kırbacın annesine vekâleten kendisine vurulmasını istedi. İmam Şamil’e meydanda uygulanan ceza bu konuda herkese ibret vesikası ve unutulmayacak bir ders oldu.

Allah resulünü örnek alan bir lider, hukuk sisteminde kendi yakınları için iltiması devreye sokabilir mi? Hatırlayın! Medine’de varlıklı ve saygın bir ailenin kızı hırsızlık yapmıştı. Olayın duyulmaması ve örtbas edilmesi için hatırlı bazı kişiler aracı yapılmış ve Allah resulünden “Kadının itibarlı bir aileden olduğunu ve ailenin itibarının zedelenmemesi için kadının cezalandırılmamasını” rica etmişlerdi. Bu talep karşısında çok üzülen Allah resulü, ayağa kalkarak tarihe geçen şu cevabı vermişti: “Ey insanlar! Sizden önceki milletler, aralarında zengin, varlıklı biri hırsızlık yaptığında ona dokunmazlar; zayıf, güçsüz biri hırsızlık yaptığında ise onun cezasını verirlerdi. Allah onları bu yüzden helak etti. Allah’a yemin ederim ki bu suçu kızım Fatıma da işlemiş olsaydı onu dahi gözümü kırpmadan cezalandırırdım.” buyurdu. [Buhârî, Hudûd 11, 12; Müslim, Hudûd 8, 9]

Allah resulü bizim için en güzel örnektir. Müslümanlar olarak yaşadığımız çağda maslahat adı altında haksız hukuksuz hiçbir işin ötesinde berisinde bulunmamalıyız. Kim ya da kimler olursa olsun, nerede bulunursak bulunalım adalet terazisinin topuzunu yamultmadan hakkaniyet ölçüsünde adil şahitler olmalıyız.

“Şüphesiz Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adâletle hükmetmenizi emrediyor. Böylece Allah size ne güzel öğüt veriyor! Doğrusu Allah her şeyi hakkiyle işiten, kemâliyle görendir.” [Nisa, 58]

“Ey iman edenler! Kendinizin, ana-babanızın ve yakın akrabanızın aleyhinde bile olsa Allah için doğru dürüst şahitlik yaparak adâleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun! Hakkında şahitlik yaptığınız kimse zengin de olsa fakir de olsa böyle davranın. Çünkü Allah, ikisine de sizden daha yakındır, hâllerini daha iyi bilir. Şu hâlde sakın âdil davranmaktan yüz çevirip nefsin arzularına uymayın. Eğer dilinizi eğip büker, gerçeği olduğu gibi söylemekten çekinir veya büsbütün ondan yüz çevirirseniz, başınıza geleceği siz düşünün! Zira Allah, yaptığınız her şeyden hakkıyla haberdardır.” [Nisa, 135]