İman Bir Tavır Alıştır!

İman, inkar ve nifak hayatı ikame ve idame ederken Allah karşısında bir tavır alıştır! Allah’a teslim olup Allah'ın emir ve yasaklarını yaşam tarzı kılanlar mümin ve müslümandır. Kabul etmeyip inkar edenler ise kafirdir. Ancak bir de ne kafir ne mümin belli olmayan, iki arada bir derede gelip giden, renksiz, yanar döner kişilik sahipleri var ki işte bunlar münafıklardır. "Onlar müminlerle kâfirler arasında bocalayıp dururlar. Ne onlara bağlanırlar ne de bunlara..." (Nisâ, 143) Mümin, rabbine teslim olup tavrını, yaşam tarzına dönüştürmek için çabalarken münafık, gelgitler arasında bocalayıp durur. Yaşam tarzı da inancı gibi fludur. Buna karşılık ayetin ifadesiyle “İman edip sâlih amel işleyenlere ne mutlu. Onların sonunda varacakları yer ne güzel." (Ra'd, 29) dünya ve ahiret yaşamını kurtuluş ekseninde şekillendiren müminin tam aksi istikamette hareket eden münafık, ahiretini berbat, dünyasını harap eder. 

Üç tavır ve üç hal üzere şu fani dünyada ömür süren insanlar arasında en bahtiyar olanı Allah'a iman edip buyruklarına teslim olanlardır. İnsanlar, Allah'ın emir ve yasaklarına uydukları takdirde kuşkusuz kendi hesapları adına doğru bir iş yapmış olurlar. Zira hem dünyevi hem de uhrevi menfaatleri böyle davranmalarını gerektirir.

Mesela dinin amir hükümlerince yasaklanan alkol, uyuşturucu ve kumarı ele alalım. Hayatın rutini dahilinde içkiye, uyuşturucuya ve kumara düçar olmuş insanların yaşamlarındaki açmaz ve çıkmazlar, toplum tarafından bilinmeyen bir konu değildir. Yaşamın, bu illetlere duçar olanlar için ne kadar zor ve zahmetli olduğunu toplum olarak hep beraber müşahade etmekteyiz. Tanık olduğumuz üzere ayyaş, müptezel ve müptelanın ne aile hayatında ne sosyalitesinde ne de bireysel yaşamında huzurun bulunmadığıdır. Derbeder bir halde kriz ve kaos içinde geçer hayatları. Zira akıl sağlıkları yerinde olmadığı gibi toplum nezdinde de bir kıymeti harbiyeleri yoktur böylelerin. 

Kumar, uyuşturucu ve alkol müptelası müptezellerin durumu böyle de tefecilerin ve onların tuzağına düşenlerin halleri farklı mı? Peki gayrı meşru ilişkiler ağında hayatı cinsel tutkular üzerinden okuyan sapkınların halleri çok mu farklı? 

Pek de değil! 

İşlenen haramlar, aşılan hudutlar, çiğnenen sınırlar İslam'ın güvence altına aldığı makasidü'ş-şerîa yani şeriatın maksatları diye literatüre geçen din, akıl, nesil, mal ve can güvenliğini yok edip toplumu temelinden dinamitler. Müminler, Allah'a iman merkezli bir hayat yaşadıklarından onların egemen olduğu ortamlarda beş emniyet güvende olur. Bahsi geçen sorunlardan azade yaşarlar. 

Hal böyleyken insan neden yaratıcısına kulak verip emirlerine teslim olmaz? Neden Allah yokmuşçasına namazsız, niyazsız, avare bir halde keşmekeş içinde inkar ve nifak üzere bir hayat sürdürür? Oysa kendisine bahşedilmiş hayat sermayesini heder etmek için çırpınacağına hem iyi bir birey olmak için hem de sağlıklı bir yaşam için hayatını çirkin iş ve oluşlardan beri tutarak, yaratıcısına teslim olup gereğince amel ederek yaşamalıdır. 

Beş emniyeti hiçe sayan, toplumun ifsadını örgütleyen sömürgecilerin akılları işlevsizleştirip uyuşturmak için "eğlence ve uyuşturucu madde" sunaklarını boşa çıkaracak "hikmet ve bilgi" merkezli ihya ve inşa kaynağı kitabullaha sımsıkı sarılarak kula kulluk yapan odakları yerle yeksan edip Allah'a kulluk ekseninde istenen yaşamı gerçekleştirebiliriz. Bu bağlamda şu ayetlere dikkat kesilelim:

"Elif Lam Mim! Bunlar, rableri katında hidayete mazhar olmuş, kurtuluşu gerçekleştirip namazı ikame edip zekatı eda eden, ahiret gününe de iman edip gereğince yaşayan muhsinler için hidayet rehberi ve rahmetin kaynağı olan hikmet membaı kitabın ayetleridir. Hal böyleyken kendileri için alçaltılmış azabı tercih eden bir kısım insanlar, hakikatin bilgisine yaslanmadan, bilgiden yoksun bir akılla insanlığı saptırmak için hikmet kaynağı kitabın ayetlerini bırakıp eğlencelik, boş ve faydasız sözlere müşteri olurlar. Kendilerine ayetlerimiz okunduğunda sanki kulaklarında ciddi bir sorun varmış da duymuyormuşlar gibi büyüklük taslayarak yüz çevirirler! Ey elçi! Can yakıcı azabın kendilerini kuşatacağını bunlara haber ver!" (Lokman, 1-7)

İnsanı yaratan Allah, onu akıl, irade ve bilgi ile donatmış, hayatını iyi ve güzel bir mecrada sürdürebilmesi için de bu bilgiyi, insanlar arasından seçtiği elçiler vasıtasıyla hep güncellemiştir. Hidayet ve rahmet kaynağı, hikmetin membaı kitapla insanların karşısına çıkan elçiler, irade ve akıllarını kullanıp teslimiyet üzere bir hayat yaşamaları noktasında tebliğlerini insanlara sunmuşlardır. Tarih ve toplum şahittir; insanoğlu, uyarıyla muhatap olduğu her seferinde kulluğun gereğini yapmak yerine sonuçlarını bile bile kulluğu ötelemeyi gündeminin birinci maddesi kılmıştır. Basit gerekçelerle Allah'ı hep devre dışı bırakma yönünde ilerlemiştir. Yaşadığımız zaman dilimlerinde görüp duyduğumuz üzere "namaz kılanlar şöyle şöyle işler yapıyor, din benden uzak olsun!" yaklaşımı insanların kulluk ekseninden uzaklaşmalarına bahane oluyor. Oysa kullukta kusur edenler, kulluğu terk etmeye bahane olamaz, olmamalı! Kullukta kusur edenler eksik ve yanlış içinde olabilirler, zira iradeleriyle işledikleri artı ya da eksileri kendi namı hesaplarınadır. "Hiçbir günahkâr başkasının günahını yüklenmez. Günah yükü ağır gelen kimse onun taşınması için yardım çağrısında bulunsa -çağrılan yakını bile olsa- o yükten hiçbir şeyi başkası üzerine alamaz." (Fatır, 18) Haliyle yanlış yapanların durumu, kulluğun terk edilmesinin bahanesi olamaz. Bu durumu huzuru ilahide kaçkınlığının bahanesi kılanlar kimseyi değil kendilerini aldatır. "Bunlar Allah'ı ve iman etmiş olanları aldatmaya çalışıyorlar. Oysa gerçekte yalnız kendilerini aldatıyorlar ama bunun bilincinde değillerdir." (Bakara, 9)

İnkar ve nifak üzere yaşayan zümrelerin egemen olduğu ortamlarda alkol, uyuşturucu, kumar, faiz, zina, cinnet, cinayet vb. yasakların hunharca işlenmesi neticesinde beş emniyetten eser kalmaz. Akıl sağlığı bozulan, muvazenesini yitirmiş toplumlarda neyin doğru neyin yanlış olduğu birbirine karıştığından helaller kötü, yasaklar iyi lanse edilmeye başlar. Sefaletin yoğun yaşandığı, serkeşliğin ve aymazlığın hayat felsefesi olarak kabul gördüğü coğrafyalarda umutsuz kitleler nezdinde alkol, uyuşturucu, kumar vd. kötü, çirkin ve şeytan işi pislikler teşvik görmektedir. Bir takım odaklar tarafından bilinçli bir şekilde yaygınlaştırılmaktadır. Zira beş emniyetin tasını tarağını alıp gittiği bir zeminde sömürgecilik faaliyetleri çok daha rahat deruhte edilir.

Sömürgeci devletler sömürdükleri halkların yeraltı ve yer üstü zenginliklerine çökerler. Bu çökme olayına tepkinin oluşmaması için düşünen beyinlerin uyuşturulması gerekir. Bunu da en iyi alkol ve uyuşturucu ile sağlayacaklarından bu minvalde işlevsel tüm argümanları (cinsellik, çıplaklık, uyuşturucu madde vd.) teşvik ederler. Çünkü toplumun huzurlu bir yaşam sürmemesi için derdinin başından aşkın bir kitleye dönüşmesi gerekir. Uyuşturucu madde bağımlısı bir nesil oluşturduktan sonra sıra, fakirliği, yoksunluğu kader olarak dayatmaya gelir. Yoksul ve yoksun bırakılan toplumun fakirliği aşmak için iç dinamiklerine dönüp özündeki enerjiyi keşfedip çözüm yolları aramaması için uğraşıp dururlar. Topluma bu halden kurtuluş için aspirin niyetine kumar, şans oyunları vb. yolları dayatırlar. Haliyle toplum düşünmekten bigane, gelecekten umutsuz, yoksulluğu kader telakki eden, bu durumdan kurtuluş için yapabileceği herhangi bir şeyi olmayan bir kitleye dönüşür. 

Türkiye gibi Müslümanların yoğunluklu yaşadıkları ülkelerde alkol, nikahsız, gayrı meşru birliktelikler, kumar, faiz, uyuşturucu vd. kötülükler çağdaşçılar tarafından tam da bu sebepten çağdaşlık alameti olarak lanse edilip teşvik edilmektedir. Bu kitleler inkar ve nifak cephesinin gönüllü erleri statüsünde sömürgeciliğin Müslüman coğrafyalardaki temsilcileri olarak görev yapmaktalar. Düşünebiliyor musunuz bağımlılık, bu mutlu azınlık tarafından savunulan bir hal alıyor. Beyni küçültüp iradeyi yok ederek insana yaraşmayacak söz ve davranışların sergilenmesine sebep olan, yuva yıkan, ocakları yaşanmaz kılan, iflası tetikleyen, cinnet ve cinayetlere sebep olan durum sapkın odaklar tarafından destekleniyor. 

Toplumun değer yargılarına saygılı insanlar, sessiz sadasız toplumun hayrına gayret ortaya koyarken ülkenin mutsuz azınlığına mensup aymazlar topluluğu ülkenin gerçek sahibi hüviyetinde arzı endam ediyor. Sesleri çok yüksek çıktığı için ya da birileri tarafından sürekli gündemde tutuldukları için bütün ülkenin bunlar gibi düşündüğü algısı gerçekmiş havasında arzı endam ediyor. Kara kalabalıklar bu bağlamda etki altına alınıyor. Oysa durum tam tersi istikamette ilerlemeli, ülkenin gerçek iradesinin yansıdığı bir zeminin oluşması için hakikatin izinde yürüyenlerin sahneye çıkması, ülkenin hayrına çalışanların seslerinin daha gür çıkması gerekiyor. Aksi takdirde zalimin adil, adilin zalim; ahlaksızların revaçta güzel ahlak sahibi, dürüst ve vicdanlı kimselerin rahatlıkla mahkum edileceği bir zamana ve zemine mahkum yaşamanın bedbahtlığı içinde savrulup gideriz. Arsızlığın, vurdumduymazlığın, serkeşliğin hürriyet olarak pazarlandığı, arsızların, hırsızların ve kaçkınların prim yaptığı böylesi bir atmosferde insanlığın ve biriktirdiği değerlerin pula dönüştüğüne şahitlik ederiz. Maktulün linç gördüğü, katilin alkışlandığı böylesi zamanlarda hizmet üretenler hırsız, hırsızlar kahraman olarak temayüz etmemeli tam tersi durum gerçekleşmeli...

"Ey İnananlar! Alkol, kumar, dikili taşlar, fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçınınız ki kurtuluşa eresiniz." (Maide, 90)