Doğumla başlayan dünya hayatı, ölümle kabir hayatına oradan da âhiret yaşamına tebdil olacak! Doğumla ölüm arasında geçen süre, insan için bir imtihan sürecidir. Zira dünya, imtihan sahasıdır. İnsanoğlu, dünyada hayatını devam ettirirken güzel ve ferah bir hayat yaşadığı gibi bir takım sıkıntılarla da yüzleşir. Bu sıkıntılar bazen siyasi, bazen sosyal, bazen ekonomik, bazen de inanç değerler nokta-i nazarında ahlaki zeminde yaşanır.
Dünya, tek düze bir yaşamın söz konusu olduğu bir mecra değildir. Acı tatlı hatıraların yaşam bulduğu; rahmani nefesle birlikte şeytani iğvanın da egemen olmak için kavga verdiği bir mecradır. Bundan mütevellit fena yurdu olan dünyamızda işler her zaman olması gerektiği gibi gitmez. Kâh sarp yokuşlara vurdurur insanı kâh bayır aşağı tepe taklak eder. Bazen zor bazen kolay olur. Dünyada iyilik olduğu ölçüde kötülük de varlık gösterir. İyiliğin kötülükle anlam bulduğu, varlığın yoklukla değer kazandığı şu geçimli dünyada her daim en mükemmel zamanlar yaşanmaz, bazen kaos ve krizlerle bezeli, kötülüğün iyiliğe galebe çaldığı zamanlar da yaşanır. İnsan her zaman gülüp oynamaz, bazen gözyaşı düşer nasibine. Bal-kaymak yediği zamanları arada bir soğan-ekmek yediği günler takip eder. Hasılı kelam hayat dünyada inişli çıkışlı bir seyir izler. "(İyi veya kötü) günleri insanlar arasında döndürür dururuz." (Ali İmran, 140) "Andolsun biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele." (Bakara, 155) buyurur yüce yaradan!
İmtihan süreçleri ve yaşanan gelgitlerin etkili olduğu, çoğu zaman insanın kendi tasarrufları neticesinde yüzleştiği bir takım sorun ve sıkıntılar; kriz ve kaoslar yaşar. Yaşanan ya da yaşanması muhtemel kriz ve kaosları genellikle ekonomik ve siyasal kriz ve kaos olarak okur insan. Ekonomik ve siyasi zeminde yaşanan sorunları nasıl aşması gerektiğini deneyimleyerek öğrendiğinden bu minvalde yaşadığı sorunlarını bir şekilde hal yoluna koyup çözeceğini düşünür. Haliyle karşılaştığı ya da karşılaşacağı ekonomik ve siyasal krizleri, korkulacak bir durum olarak telakki etmez. Çünkü ne kadar büyük ve derin olurlarsa olsunlar yaşanan kriz ve kaosların ilelebed sürgit devam etmeyeceğine ve dünyanın sonu olmayacağına olan inancı tamdır. Üstelik ekonomik ve siyasal zeminde yaşanan sorunların, kural ve kaideleri uyarınca uğraşıldığında çözüleceğinden, refaha ve felaha çıkılacağından da oldukça emindir. Kendini kaptırdığı hayatın hızlı deveran etmesi karşısında dünya ve dünyevi metalar bağlamında ve siyasi zeminde yaşanan sorun ve sıkıntıların ahlaki dejenerasyonu tetiklediğini dahi fark etmez. Oysa insanoğlunun genellikle ihmal ettiği, görmek istemediği, sonuçları dünyayla sınırlı olmayan hatta dünyadaki varlığımızı da tehdit eden ahlak ve inanç değerler nokta-i nazarında yaşanan dejenerasyonun tetikleyici unsurlarının başında ekonomik ve siyasi zeminde yaşanan sorun ve sıkıntılar gelir. Ahlak ve inanç değerler nokta-i nazarında yaşanan dejenerasyon, dünyayla birlikte ahiret hayatımıza da taalluk eden sonuçlar barındırmaktadır. Dünyada yok olmak, ahirette ise bedbahtlardan olmak istemiyorsak bu cinsten yaşanan kriz ve kaos ortamlarıyla mücadele etmek zorundayız. Zira sapkın inançlardan ve yaşam tarzlarından mütevellit ciddi boyutta hissedilen ahlaki kriz ve kaoslar, cemiyeti sarıp sarmalayınca sosyal yaşamı temelden sarsıp çürütür. Neticesinde toplumsal kıyameti tetikler. Allah rasulünün şu sözünü bu bağlamda değerlendirip kendimize çekidüzen vermeliyiz: “Hiçbir kul, kıyamet gününde ömrünü nerede tükettiğinden, ilmiyle ne gibi işler yaptığından, malını nereden kazanıp nerede harcadığından, vücudunu nerede yıprattığından sorulmadıkça bulunduğu yerden kıpırdayamaz.” (Tirmizî, Kıyamet 1)
Yorumlar
Yorum Gönder