Fıtratın İmzası: Örtü ve Mahremiyet

İnsan; aklını kullanabilme yetisiyle temayüz eden hür iradeli, eşref-i mahlukat (yaratılmışların en şereflisi), mükerrem bir varlıktır. Kâinatın emrine amade kılınması da bu sebeptendir. Yaklaşık iki yüzyıldır dünyada egemenlik sağlamış olan Batı uygarlığının, ontolojik olarak hayvanlarla aynı düzleme konumlandırdığı insanı bu derekede bırakmak Yaratıcı’ya ihanettir. İnsanın aksine hayvanlarda temyiz (iyiyi kötüden ayırma) yetisi ve hür irade bulunmadığından, onlar insan gibi davranamazlar. Mesela örtünmek ya da çıplak olmak gibi bir sorumlulukları yoktur; giyinmek nedir bilmezler, ısınmak için ateş yakamazlar, yemeklerini pişirmek gibi bir alışkanlıkları yoktur. Çünkü onlardaki akıl ve irade insiyakidir (içgüdüseldir). Hayvanların aksine içtimai yaşam insan için bir gerekliliktir; hayvanlarda bu minvalde bir çabaya rastlanmaz. Bu gerçeklikten hareketle şu hususu rahatlıkla ifade edebiliriz: Yasalar, sınırlar, kurallar, kaideler, yasaklar ya da serbestiler sadece insan içindir. Doğru ya da yanlış bir eylemde bulunduğunda; mutlu ya da mutsuz, ödül ya da ceza ile sonuçlarına katlanacak olan da insandır. Zira mükellef olmayı gerekli kılan akıl ve hür irade sahibi tek varlık insandır.

​Yüce Allah; yaratıp arzın imarı, neslin ıslahı ile yükümlü kıldığı insan için birtakım yasaklarla birlikte geniş bir serbesti (mübah alanı) tayin etmiştir. Yasak ve helal sınırları, insanın imtihan alanıdır aynı zamanda. Dünyadaki refah ve huzur ya da sıkıntılı süreçlere mahkûmiyet, insanın tercihleri ile şekillenir. Ölüm sonrası hayattaki cennet ya da cehennem de hakeza aynı tercihin neticesidir.

​Hemcinsini düşünmek, sonuçlarını hesaba katarak yaşamak, imar ve inşa etmek gibi örtünmek ve nikâh da insan ile hayvan arasındaki sınırın en belirgin göstergelerindendir. İnsan; ayıp yerlerini kapatan, fıtri olanı koruyup fıtrata mugayir olanı hayatından uzak tutan, hudutları olan; cinsel duygularını helal dairesinde nikâh şartıyla tatmin eden bir varlıktır.

​İnsanı hayvandan ayıran en temel göstergelerden biri örtü ve nikâhtır. Hayvan örtünmez, çiftleşirken nikâha ihtiyaç duymaz; zira bu bağlamda bağlı kalması gereken bir hududu yoktur. O, mükellef değildir. İnsan ise ahirette kurtuluşa erenlerden olmak için hüküm koyucu yegâne otorite olan Âlemlerin Rabbi Allah’ın istediği şekilde yaşamak zorunda olduğundan; örtünüp mahrem yerlerini kapatmakla, yaşamını ilahi kural ve kaidelere göre tanzim etmekle mükelleftir. Hayvanın çıplaklığı da insanın örtünmesi de fıtratının gereğidir. Hayvanın çıplaklığı bir eksiklik olmadığı gibi, insanın örtünmesi de bir fazlalık (yük) değil, gerekliliktir. İnsan için doğal olan; Batı uygarlığının aparatları tarafından iddia edildiği gibi çıplaklık değil, örtünmektir. Hayvanlara özel olduğu için çıplaklık, insanın "hayvanlaşma" sürecini tetikler.

​Günümüzde mahremiyet algısı, sadece fiziksel mekânlarla sınırlı kalmayıp dijital mecraların kuşatması altına girmiştir. Modern insan, fıtratına nakşedilen "sakınma" duygusunu sanal dünyada yitirme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Teşhirin bir kültür haline geldiği, özel hayatın sınırlarının flulaştığı bu çağda; mahremiyetin sadece bedeni değil, yaşantıyı ve mekânı da koruyan ilahi bir kale olduğu unutulmamalıdır. Unutulmamalıdır ki; örtü bedeni korur, mahremiyet ise ruhun izzetini muhafaza eder.

​Her giyilen giysinin meşru örtü olmadığının da altını çizmek gerek. Örtü; estetik, güzel ve temiz olmakla birlikte hem ruhu hem de bedeni örtecek nitelikte olmalıdır. Bedenin örtüsü elbise, ruhun örtüsü ise takvadır. Bu bağlamda Âlemlerin Rabbi Allah şöyle buyuruyor: "Ey Âdemoğulları! Size, bedeninizi örten bir de sizi güzel gösteren elbise indirdik. Takvâ elbisesine gelince en güzel ve en hayırlı elbise işte odur. Bunlar, insanlar düşünüp öğüt alsınlar diye Allah’ın indirdiği âyetlerdendir." (Araf, 26)