Fıtratın Elbisesi: Örtünme ve Modern İnsanın Sınavı

 

​"Ey Âdemoğulları! Size, bedeninizi örten bir de sizi güzel gösteren elbise indirdik. Takvâ elbisesine gelince en güzel ve en hayırlı elbise işte odur. Bunlar, insanlar düşünüp öğüt alsınlar diye Allah’ın indirdiği âyetlerdendir." (Araf, 26)

Aydınlanma, modernizm, sekülerizm, pozitivizm, darvinizm; bugün dünyaya hükmeden Batı uygarlığının benimseyip dünyaya medeniyet diye pazarladığı yaşam tarzının düşünsel altyapısını oluşturan bileşenlerdir. Dine ve dini olana savaş üzerine kendini tahkim eden Batı uygarlığı, insanın kökenini bir bilinmezliğe hapsederek varlık sahasına kendi çabalarıyla çıktığını iddia etmektedir. Yaratıcı ile kavgalı, aşkın olan ile nizalı, ilahiyat ile problemli olan bu uygarlık, inkarcı tabiatıyla bir ontoloji, tarih, bilim, sanat, siyaset, felsefe ve varlık algısı oluşturmuştur. Uygarlığın paradigması; insanı, ilk dönemlerinde sürü halinde yaşayan ilkel, vahşi, barbar, çıplak mağara adamı bir varlık olarak tasavvur eder. Bunlara göre zamanla evrim geçiren insan, önce giyinmeyi akabinde de pişirerek yeme ve yazı gibi hayatı anlamlandıran hususları keşfederek ilerlemiş, bugünlere gelmiştir. Bu süreç kolay olmamış; ilkel çağlardan dijital çağa geliş serüveni büyük çabalar neticesinde başarılmıştır.

​İnsanı "akıllı hayvan" olarak konumlayan, güçlü olanın haklı, haliyle hayatta kalmaya ve müreffeh bir yaşam sürmeye namzet olduğu kabulünü inanç düzeyinde dillendiren modern paradigmanın aksine; dini referanslara dayanan vahiy orijinli paradigma, insanı "eşref-i mahlukat" ve mükerrem bir varlık olarak konumlar. İman ve teslimiyet izhar eden, bir Yaratıcı’nın varlığını kabul edip O’nun emir ve yasaklarına tabi olan insanlar, Batı uygarlığının sapkın söylemini elbette ki kabul etmiyorlar. Kabul etmeleri için akıl ve hür iradelerinden feragat etmeleri gerekiyor.


​Araf suresi 26. ayette Yüce Allah giyim-kuşam için "enzelnâ/indirdik" der. Nahl suresi 81. ayette de koruyucu elbiseler için "ceale leküm-sizin için var etti, kıldı!" buyurur: "Allah yarattığı şeylerden sizin için gölgeler yaptı ve kimi dağlarda sizin için barınaklar meydana getirdi. Sizi sıcaktan ve soğuktan koruyacak elbiseler ve savaşta sizi düşmandan koruyacak zırhlar var etti. Allah, size olan nimetini böylece tamamlıyor ki, tam bir teslimiyetle O’na yönelip itaat edesiniz." (Nahl, 81) Bu ifadeler, Batı uygarlığının iddia ettiği "insan çıplaktı, giyim kuşamı tecrübesiyle sonradan imal etti" yaklaşımını boşa çıkaran bir ifadedir. Ayetin beyanıyla giyim-kuşam, fıtri bir ihtiyaçtır ve yaratılan insanla birlikte dünyaya inmiştir. Çıplaklık ve teşhircilik ise sapkın ideolojilerin insanı metalaştırma projesinin; özgürlük ve ilericilik gibi süslü, janjanlı ambalajlarla dayatılmasıdır. Heva ve hevesinin peşi sıra koşturan, şeytana yakasını kaptıran sapkın insanların yöneldiği şeytani bir iştir. Fıtri olanın bozulması sonrası vücuda gelmiştir.


​Pozitivist ve seküler bir yaşam modeli sunan, insanı "evrim artığı" varlık kategorisine indiren Batı uygarlığının anlatısına mukabil Kur'an, insanı en başından itibaren giyinik ve şerefli bir varlık olarak tanımlamaktadır. Araf suresinde anlatılan Âdem ve Havva kıssasında, şeytanın yasak meyveyi telkin edip yedirmesi sonucu Âdem ve Havva'nın ayıp yerlerinin açıldığından bahsedilir. Bu anlatı, açıklık ve çıplaklığın şeytani bir iş olduğunu ve insana kurulan komplonun neticesi olarak dünyada varlık sahasına çıktığını gösterir. Allah Teâlâ bu konuda bizi şöyle uyarıyor: "Ey iman edenler! Şeytanın adımlarına uymayın. Kim de şeytanın adımlarına uyarsa unutmasın şeytan, fuhşiyatı ve münkeri emreder." (Nûr, 21)


​Hz. Âdem'in varlık sahasına çıkarılması esnasında Âdem'i kıskanıp sahip olduklarını unutan şeytan, Yaratıcısına isyan ederek azgınlaştı. İsyanının, ebedi cehennem olarak kendisine felaket getireceğini hatırlatan Allah'a, tövbe ve istiğfarla döneceğine; isyanının kendince bahanelerini sunup inat etti. Bir de şayet kendisine kıyamet saatine kadar mühlet verilirse insanı saptırma işlevini deruhte edeceğini ilan ederek isyanını bir meydan okumaya dönüştürdü. 


Şeytan, mühlet aldığı günden sonra hiç durmadı. İnsan ve cinden edindiği dostlarıyla birlikte insanı saptırmak için uğraştı durdu. Çıplaklık, çirkin ve fahşa olan her ne varsa yaygınlaştırmak suretiyle sapkınlığı derinleştiren şeytana karşı Yüce Allah bizleri şöyle uyarmaktadır: "Ey Âdemoğulları! Şeytan, anne babanızın avret yerlerini kendilerine göstermek için elbiselerini soyarak onları cennetten çıkardığı gibi sizi de yanılgıya düşürmesin..." (Araf, 27) Akabinde de ne yapmamız gerektiğini telkin ederek şeytani yaşam tarzını değil rahmani olanı benimsememizi gündemimize taşıyarak şöyle buyurmuştur: "Ey Âdemoğulları! Namaz kıldığınız, ibâdet ettiğiniz her yerde temiz ve güzel elbiselerinizi giyin. Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez." (Arâf, 31)