Çağa Direnişi Öğreten Öğretmen; Çöl Aslanı Ömer Muhtar

Kur’an ve İbadet Yoksa İnsan, Kadavradır!

Müslüman, Kur’an ile hemhal olmalı, düzenli bir şekilde Kur’an okumalı, ibadetlerinde son derce hassas davranmalıdır. Çünkü Kur’an Müslümanların dertlerine şifa, dalalete sapmalarını engelleyen yol gösterici rehberleri, sarp yokuşlardaki kılavuzları, yönlerini buldukları kutup yıldızı ve nihayetinde hedeflerine ulaştıran dosdoğru yoldur. O Hak katından, hakikatin bilgisini barındıran, ölüleri dirilten ruhtur.

Haris el- Aver, mescitteki insanların zikri terk edip malayani söz ve davranışlarla alakadar olduklarını Hz. Ali’ye aktarınca Hz. Ali, Allah resulü ile kendisi arasında geçen bir konuşmasından bahsedip Allah resulünün dilinden bize Kur’an’ı şöyle tanıtmaktadır: "Haberiniz olsun bir fitne çıkacak. O fitneden kurtulmak, Allah'ın kitabına uymakla mümkündür. Allah’ın kitabında sizden önceki milletlerin ahvaliyle ilgili haberler de sizden sonra gelecek fitneler ve kıyamet ahvali ile ilgili haberler de sizin aranızda cereyan edecek ahvale dair bilgiler de mevcuttur. O, hak ile batılı ayırt eden ölçüdür. Onda her şey ciddidir. Gayesiz bir kelam yoktur. Kim akılsızlık edip ona inanmaz ve onunla amel etmezse Allah, onu helak eder. Kim onun dışında hidayet ararsa Allah onu saptırır. O, Allah'ın sağlam ipidir. O, hikmetli olan zikirdir. O dosdoğru yoldur. O, kendisini okuyan dilleri iltibastan koruduğu gibi kendisine uyanları ise heva ve heves peşinden gitmekten alıkoyar. Alimler ona doyamazlar. Onun çokça tekrarı usanç vermez, tadını eksiltmez. İnsanı hayretlere düşüren mümtaz yönleri son bulup tükenmez. O öyle bir kitaptır ki onu ilk defa duyan cinler: “Biz, doğru yolu gösteren harika bir okuma dinledik ve ona iman ettik. Artık kesinlikle rabbimize kimseyi ortak koşmayacağız. Şu muhakkak ki rabbimizin şanı çok yücedir! O, ne bir eş edinmiştir ne de çocuk.” [Cin, 2] Kim ondan bir haber getirirse doğru söyler. Kim onunla amel ederse sevaba mazhar olur. Kim onunla hüküm verirse adaletle hükmeder. Kim ona çağrılırsa doğru yola çağrılmış olur.” dedi. Sonra da “Ey Aver bu güzel kelimeleri iyi öğren." [Tirmizî] buyurdu.

Yaratıp rızıklandırdığı insanı, kulluk amacıyla gönderip onu imtihan sürecine dâhil eden yüce Allah, insanı kendi haline terk etmeyip yeryüzünde istenen hayatı gerçekleştirebilmesinin alt yapısını da hazırladı. Tayin edilen ömrü, sağlam temeller üzerine bina ettiği bir hayatla geçirebilmesi için binlerce elçi yüzlerce kitap gönderdi. Çünkü bünyesinde takva ile fücur kodlanan insanla birlikte onu ayartmayı hedefine koyan şeytan da yeryüzüne indi.

Bizi, bizden daha iyi tanıyan yüce Allah, gönderdiği son ilahi hitabını tüm insanlık için hatta kıyamete kadar gelecek tüm nesiller için nihai hidayet rehberi ve kılavuzu kıldı. İnsanlar, indirilen son vahye yani Kur’an’a inanıp onu hayatlarının merkezine yerleştirirlerse kurtuluşu yakalarlar. "Mümin insan, her nerede samimiyetle ve Allah'ın rızasını gözeterek Kur'an okursa oraya rahmet ve bereket yağar, melekler ve sekinet etrafını kuşatır." [Müslim, Zikr 39, 38. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 14; Tirmizî, Daavât 7; İbni Mâce, Mukaddime 17] buyuran Allah resulü, Kur’an ile hemhal olanları Allah’ın ehli olarak tavsif etmiştir:

- İnsanların bir kısmı Allah'ın ehlidir.

- Ey Allah'ın elçisi bunlar kimlerdir diye sorulunca 

- Onlar Kur'an ehli olanlardır. Bu kişiler, Allah’ın ehli ve yakınlarıdır, buyurdu." [İbn-i Mâce, Mukaddime, 16]

İnsanı sağlıklı düşündürüp yaşanabilir bir dünyanın temel ilkelerini ona öğretecek olan Kur’an’la arasına mesafe koyanlar ise hüsran, kriz, kaos, bunalım vb. süreçlere maruz kalırlar. Bu durumda kitaba inananlar olarak hayatımıza anlam katıp, yaşadığımız maddi-manevi sorun ve sıkıntılarımızı bertaraf edip, bizi hem dünyada hem de ahirette kurtuluşa sevk edecek olan Kur’an’la hemhal olmak durumundayız. 

Yaşadığı çağda verdiği kavgasıyla bize örneklik teşkil edecek hem şahit hem de şehit olan Ömer Muhtar, bu konuda bizim için önemli bir kilit taşıdır.

Hiçbir kutsalı olmayan, değer yargısı taşımayan, işgal ve sömürüyü temel felsefesi kılan, zalim ve mütecaviz bir güce dönüşen İtalya, 1911 yılında Libya’yı işgal edince beklemediği güçlü bir mukavemetle karşılaştı. Libya’da direniş destanı yazılırken dünya, bir efsane ile tanıştı. Bu efsane, direnişin liderliğini yapacak olan kişiliği Kur'an ve sahih sünnetle yoğrulmuş Çöl Aslanı Ömer Muhtar’dan başkası değildi.

İşgal başladığında 49 yaşında olan Ömer Muhtar, ailesinin geçimini temin etmek için ticaretle uğraşıyordu. Çocukluğundan itibaren gerek köyündeki mekteplerde gerekse uzak illerdeki medreselerde köklü bir dini eğitim almış, Kur’an’ın tamamını ve birçok hadisi ezberlemiş, saygın bir ilim adamıydı. Hal ve tavırlarıyla İslam’ı pratik hayata taşımakta mahir, güvenilirlik, cesaret, doğruluk ve alçakgönüllülükte zirvelerde gezinen gönül ehli, muvahhit bir mümindi. İşgal başladığında zalimlere meydan bırakmamak için bir an olsun düşünmeden işe koyulup, plan ve programını yapıp cephedeki yerini alan Ömer Muhtar, bu saatten sonra esir alınıp idamla yargılanacağı ana kadar 20 yıl boyunca düşmana aman vermedi. Mücadele, kimliğinin ayrılmaz parçasına dönüştü. 70 yıllık ömrünün 49 yılı, ilim tahsili ve günlük iaşesini temin etmek için çalışmayla geçen Ömer Muhtar’ın ömrünün son yirmi yılı ise direnişle ve cephede göğüs göğüse ciddi çatışmaları da barındıran cihatla geçti.

Ömer Muhtar, beşeri ve maddi güç bakımından gerekli hazırlıkların yapılması gerektiğini elbette biliyordu. Ancak düşmanın sahip olduğu imkânlara nispeten geride olduklarının da farkındaydı. Ama "Nice küçük topluluklar, Allah'ın izniyle büyük kalabalıklara üstün gelmiştir; zira Allah, güçlüklere karşı sabırlı olanlarla beraberdir." [Bakara, 249] gerçekliğinden hareketle bir hususun daha farkındaydı ki bu husus, beşeri ve maddi güçten öte manevi olarak güçlü olmaktı. 

Ömer Muhtar’ın mücadelesinde onu diri tutan, yaşının ilerlemesine rağmen direnişi ve cihadı örgütlemeye devam etmesini ve bizzat çatışma ortamlarında bulunmasını sağlayan temel dinamik aşkla ve şevkle okuduğu Kitabullah’ta ve namaz hususundaki titizlikte saklıydı. Sadece kendisi değil yol arkadaşları da Kur’an’ın hayat bahşeden soluğu ve ibadetlerin dinginlik ve huzur veren atmosferinde aynı ruhla hareket ediyorlardı. Cepheyi hem savaş alanı hem de medrese olarak konumlandıran mücahitler, düşmanla çarpıştıktan sonra karargâh olarak belirledikleri alanlara çekildiklerinde adeta birer medrese öğrencisine dönüşüyorlardı. Zor şartlarda imkânsızlıklar içinde geçen 20 yıl boyunca bu husus asla değişmedi. Yüce Allah şöyle buyuruyor: “Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı özenle kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan başkaları için gizli açık harcayanlar asla zararla sonuçlanmayacak bir ticaret umabilirler.” [Fatır, 29]

Ömer Muhtar’ın komutanlarından Mahmut Cehmî hatıratında bu hususa şöyle değiniyor: “Ömer Muhtar, takva ve iman ile bezenmiş eşsiz bir ahlaka sahipti. Atik, kararlı, sebatkâr, mücadeleci, güçlünün değil haklının hukukunu koruyan, kişilik ve kimliği, iman ve teslimiyetle yoğrulmuş olan Ömer Muhtar’ın akşamdan sabaha tüm geceyi uykuyla geçirdiğine hiç şahit olmadım. Birkaç saatlik uykuyla yetinir, uykunun en tatlı anında kalkıp abdestini alır, gecelerini Kur’an tilaveti ve namazla ihya ederdi. Onu, Ömer Muhtar yapan da bu özelliğiydi.”

Yakın dostlarından olan ve cephede onunla beraber hareket eden Prof. Dr. Muhammed Tayyib Eşheb ise onun hakkında şöyle der: “Ömer Muhtar’a her şeyiyle kefilim. Onda gördüğüm dürüstlük, samimiyet ve dostluk, beni ona götüren en önemli etkendir. Geceleri onun çadırında ve yanı başında uyurdum. Bazen cepheden dönmüş olurduk ki yol yorgunluğu ve bıçak gibi kesen ayaza rağmen geceleri, erken denecek saatte uyanır beni de uyandırırdı. Beraber abdest alır, namaz kılar, Kur’an okurduk. Bazen onun içten içe ağladığına şahit olurdum. Gözyaşları, yanaklarından adeta birer inci tanesi gibi süzülürdü. Seneler geçmesine rağmen hala o anı hatırlarım. Sanki yeşil dağın eteklerinde ve vadilerinde zifiri gecenin karanlığında Ömer Muhtarı eski püskü beyaz sarığıyla namaz kılıp yanık sesiyle Kur’an okurken görüyorum.”

Sorumluluklarımızı eda ederken karşı karşıya olduğumuz ihmallerin kökeninde inanç zafiyeti, tembellik, bitkinlik vb. etmenler bulunmaktadır ki temel sebep Kur’an ile olan ilgi ve alaka eksikliğidir. 

Ömer Muhtar, 16 Eylül 1931 yılında idam edilerek şehitler kervanına dâhil oldu. Ömrünün ilimle geçirdiği 49 yılına cihatla geçirdiği 20 yıllık bir mücadeleyi koyan Ömer Muhtar, mücadelenin temel dinamiklerinin neler olduğunu miras bırakarak aramızdan ayrıldı. Rabbim rahmetiyle kuşatsın…